mziruT iseklÜ Türkiye…

0
659
mziruT-iseklÜ-Türkiye

mziruT iseklÜ Türkiye…

Yaz ayları gelince içimizi bir mutluluk kaplar. Uzun bir çalışma döneminin ödülü “tatil” kapıdadır. Koca bir senenin “nefesidir” tatil.

Yıl 1992. İngiltere. Çalıştığım Türk Kebap Evinde kapanışı yapmış ve eve bitap şekilde dönmüş, o yorgunlukla kafamı yastığa koyar koymaz uyuya kalmıştım.

Sabahları çöp toplayan belediye görevlilerinin gürültüsüyle uyandığımı hatırlıyorum. İki görevli bir birleriyle konuşuyorlardı: “Sen bu yaz nereye gideceksin tatile?”, “İspanya, ya sen?”, “Türkiye”…

Çok şaşırmıştım. Birden aklıma oturduğum mahallemizdeki Belediye Görevlisi Mehmet amca geldi.

O gülen yüzü, sürekli çalışması, titizliği, tertemiz elbisesi… Eşi ve 4 çocuğu ile hayata tutunma savaşı verirdi Mehmet amca. Neredeyse yirmi dört saat çalışırdı. Eşi Fatma teyze evlere temizliğe apartman temizliğine ütü gibi ev işlerine gider aile bütçesine katkı yapardı. Tek istekleri karın tokluğu, sağlık ve çocuklarının okumasıydı.

İngiltere’de iki belediye emekçisinin “tatil planları”‘ duyumum kafamda şimşekleri çaktırmış, yurda döner dönmez aile dostumuz Mehmet amca ve Fatma Teyzeye ilk sorduğum soru “şimdiye kadar tatile gittiniz mi? olmuştu.

Anladım ki Mehmet Amca ve Fatma Teyzenin tatili, köylerinden göçtüğünde bitmiş meğersem. Köylerine düğüne, cenazeye ve belki bir kaç kere de hasta aile bireylerini görmeye gitmişler süreç içinde. Keşke Ülkemin tatil cenneti mekanlarına gidebilse veya yurt dışında tatil keyfine varabilselerdi…

Doğal olarak tatil işi biraz da aile kültürü ile alakalı. Rahmetli Babam yıllık izninde annemi ve bizleri alıp 15 gün kurum kampına sonrasında da memleketi Rize’ye gider tatili “çevremize takılarak” geçirirdik. 85 yaşına kadar ay başı, ay sonu teranesi ile yaşayan Rahmetli Babam zamanın zorlu ekonomik şartları ve o zamanın ahval-ü şeraiti içinde hadi tatil planı olarak kurum kampı neyse de ülke dışı tatilin lafzını dahi yapamazdı. Memur olan Rahmetli Babamın hayatı boyunca en çok söylediği laf “ay başı” ve “ay sonu” olmuştur. Zira üç çocuk büyütmek, okutmak ülkemin şartlarında o zaman da zordu.

Yakın zamanda İstanbul’da yapılmış bir röportaj hala kulağımda: “Tatile Çıktınız mı?, Tatil Bütçeniz var mı?”. Cevaplar son derece ilginçti. “Hayır.”, “Nerde… Biz evden çıkıp başka bir semte gidemiyoruz”, “Sadece köyümüze gidiyoruz”, “10 Senedir İstanbul’da yaşıyoruz, denizi yeni gördük, “tatile ne gerek ülkemin her tarafı tatil cenneti”, “ne gezmesi, ablam İstanbul’da iki sene oldu evine gidemedim”…

İngiltere’de o emekçilerin aralarında yaptığı tatil planı ve konuşmalar, röportajda verilen cevaplar, Mehmet amca ve Fatma teyze, ailemin tatil anlayışı ve bugün benim tatil algım, beklentilerim, son tatilimde yaşadıklarım genelinde kafamda “çılgın sorular” doluşmaz mı birden?…

Turizm Ülkesi olmakla övünen ülkem sahip olduğu böylesi zenginliğin, tatil gibi sosyal barışı ve uyumu sağlayacak müthiş bir argümanın farkında mı?, Huzur bombası tesirli Turizm faaliyetinin gereklerini layıkıyla yerine getirebiliyor mu? Bunca zenginlik içinde tatil yapma fikriyatını toplumun her kesiminde yaygınlaştırabiliyor mu? Turizmin en önemli faydası olarak görülmesi gereken toplumsal kültürü geliştiren genele yayan, insan kaynağının dünyayı anlamasına ve tanımasına vesile olacak, ekonomik fayda sağlayacak bakışı “gerçekleştirebiliyor mu?” veya bunu nasıl ölçüp/biçiyor ve sistemi geliştiriyor/denetleyebiliyor mu?…

İlk tespitim odur ki; toplum genelinin turizm için gereken ekonomiye maalesef sahip olmadığı bu faaliyet için bütçe ayırmadığı ve turizmin sağlayacağı moral motivasyon faktörünün önemini tahayyül edemediğidir.

İkinci tespitim ise “Turizm Cenneti” Ülkemde turizm altyapısı, turizmin gerektirdiği hizmetlerin kalitesi açısından durum nasıl? olgusu üzerine olacak…

Bunun için tatilimde gördüklerimi anlatmak ve aktarmak istedim. Bunu bir “vatandaşlık borcu” olarak hissediyorum.

Değişik ülkelerden müşterilerin ülkemde misafir olması, onların kişisel güvenliği, turizm hizmetlerinin kaliteli olarak sunulması ve sonuç “müşteri memnuniyeti” son derece önemli.

Gördüklerim…

Değişik “paket” turizm faaliyetlerinde -clamping vs, alınan/verilen hizmetler için belirlenmiş veya otorite tarafından “tanımlanmış” bir faaliyet standardı göremedim. Mesela; kamp çadırı standardı nasıl olmalı?, kamp çevresi nasıl korunmalı?, çevresel ve güncel risklere karşı nasıl tedbirler alınmalı? mutfak hizmetleri için minimum standartlar ne olmalı?, çalışan personelin sağlaması gereken nitelikler?, minimum kadro yapısı? vs, vs…

Demeyin ne iş diye. Turizm faaliyeti “milli mesele” olarak görülmedikçe, standartları oluşturulmadıkça ve bu standartlar uygulanmadıkça, denetim yapılmadıkça kaçan müşteri veya memnuniyetsizlik “o şirketin” veya “müessesenin” değil ülkenin milli imajı ve kaynaklarının israfı olarak kabul edilmedikçe bir arpa boyu yol kat edemeyiz…

Tekne turu için teknesine aldığı çoluk-çocuk, yaşlı-genç müşterisine bu seyahat esnasında karşılaşabileceği tehlikeleri tanımlamayan, bu tehlike anlarında ne yapacağını anlatmayan bir “tekne turu” organizasyonlarına tatil yörelerinde nasıl izin veriliyor şaşıyorum. Uçağa binerken hostes-host tehlike anında nasıl davranacağını bizlere anlatırken hatta uçak yolcusu bizler riskin gerçekleşmesi durumunda bu tedbirleri uygulamaya bile fırsat bulamayacağımızı bilerek “bir umut kurtarırsam” diyerek dinleyen bizler ve bunu emreden sistem… Tekne turu veya benzeri organizasyonlarda böylesi uygulamayı neden aramayız, emretmez?

Mesela, Allah muhafaza, Kuşadası’nın cennet koyuna hareket eden tur teknesi alabora oldu, bir yolcu kalp krizi geçirdi veya yangın çıktı teknede diyelim… Tekne personelinin, Sahil Güvenlik Teşkilatının acil eylem ve müdahale planı mevcut mudur? Varsa paydaşlarla tatbikatı yapılmış mıdır? Veya aynı anda iki tur teknesi için aynı senaryo gerçekleşse?

Kuşadası… Aracınıza park yeri arıyorsunuz ama gördüğünüz manzara İstanbul ile aynı. Ya değnekçiler var.. Ya da resmi park yeri işletmeci değnekçiler… Ya da var işte bir şekilde nemalanan janti tayfa… Çizerim haaaa.

Aracımı, yan yolda bir arabanın arkasına park ettim. Hemen yanı ise “resmi otopark işletmeci” tarafından kullanılan park yeri ki, tıka basa dolu. Tam “ücretsiz yırttım” dedim ki, “hem janti hem değnekçi” parkçı dayı aracın camına tıkladı: “burası parka ait”. Dedim: “beyefendi, burası devletin şehir içi “yan yolu”, nasıl size ait olur?”. Cevap verdi: “Ait”. Konuştuğuna şükür. Hakimin hükmü kararı gibi sıkıysa laf ede. Dedim görürsün sen “tabii içimden”… Yola çıktım şans işte, trafik polisi. Hemen yanaştım ve anlattım durumu. Memur bey, “onu ben bilmem” demez mi. Eee yani Kuşadası’nda trafik polisi o bilmeyecek de ben mi bileceğim?

Şirince… Meşhur Şirince’de para çekecek bir bankamatik bulamadık iyi mi…

Şirince’de geçen sene yemek yediğimiz “NAZAR” Restoran “nazara” gelmiş kapanmış. O nefis damak tadını bu sefer tadamadık. Bir başka restorana “damak tadı” umuduyla oturduk. Menüyü isteyip “bölgeye özgü” yemeklerini sorduk…

Sormaz olaydık da duymasaydık. Menünün yüzde yetmişi menüde görselde var ama restoranda yok. Sonuçta sebze güveç ve çorbaya “fit” olup kalktık…

Yahu arkadaş. İstanbul’dan geliyoruz ki İstanbul’da etin de, kebabın da, mezenin de hizmetin de en kralı mevcut. Sen bize farklı olarak yöresel bir tat “sun”.

Taze bitti, yok…

Özellikle Ege Bölgesi ve tüm ülkem doğal sit alanı… Her yer tarihi eser ve kalıntılarıyla dolu. Dolu ama… Tarihi eserlerden eser kalmaz bu gidişle…

Kaldığımız motelde, sabah kahvaltıda masaya gelen 10 üründen sadece domates, salatalık ve biberin “o yöreye ait”, “bu köyden” olduğunu duydum şaştım kaldım. Yani yumurta, bal, peynir, süt vs köye, köylüye ait olması gereken/umulan en önemli ürünler bile marketten alınma. Köyde “hayvancılık” kalmamış/yok iyi mi? Yöresel ürünü desteklemeyen, özendirmeyen turizm faaliyetleri ülkem içindeki “yaşama dair” göçü nasıl önleyecek… Bu bakış ve yaklaşım bize ait olanı geliştirip marka ürün haline getirecek farkındalığı nasıl doğuracak da buna yönelik/dönük ürünler nasıl üretilecek?

Özgün katma değer nasıl yaratılacak?

Şaştım kaldım…

Kaldığımız “bilmem ne” moteli… Hizmet güzel. Ödeme?. Banka kartı olmasa olmaz mı? hesabı sadece burada değil her yerde… Velhasılı pek çok turcusu, parkçısı, esnafında hizmet için para peşin fakat fiş/fatura “mafiş”…

Taksi veya ulaştırma hizmetleri de öyle işte…

Çocuklar için oyun parkları “su parkları”… Mesela “yunus” gösterisi… Çocuklar için “Yunus ile yüzelim aktivitesi… 100Euro. Diyelim çocuğunuz Yunus Balığı ile yüzdü, şirket bu eğlencenin resmini çekti… Tek resim 10Euro. Fiş? Mafiş…

Bu aktiviteler “yerli turist” çocuklarımız için öylesine pahalı ki, onlar sadece “afişlerine” bakarak, ebeveynleri “kuşa bak kuşa bak” telkinleri yaparak, yabancı “turist” çocuklarımız ise oynayarak katılıyorlar…

Yerli veya Yabancı Turist, aldığı hizmetin kalitesini, derdini, sevincini, önerisini anlık olarak paylaşabilmeli… Bunun için özel müşteri hatları oluşturulması şart ama göremedim. Sadece bu sistemi kurmak da yetmez, elde edeceğiniz verilerin nasıl değerlendirileceği çok önemli…

Peki, ülkemde hizmet talebinin gerektirdiği alt yapı için gereken para vergi olarak sadece “biz kümesteki tavuklar” tarafından mı sağlanacak? Hep bizim kanatlarımız mı yolunacak? Anlayamadım… Sayın Yöneticilerim. Kredi kartı/ Banka kartı kullanımını zorunlu hale getirin. Gözümüzün içine baka baka vergi kaçırılmasını önleyin. Ayıp oluyor. Vergisini kaynağında kestiğini vatandaşa keriz muamelesi yapmayın, biz keriz miyiz?

Yani söyleyeceğim şu ki, ey turizmciler, turizm için piyasa yapıcılar, turizm şehirlerinin sayın yöneticileri, kanun yapıcılar…

Eyy turizm hizmeti alan biz vatandaşlar. Parasını veriyoruz, bu hizmeti verenleri, hizmeti verenleri denetleyenleri denetlemek, duygu görüş ve fikirlerimizi ilgililere anında iletmek bir vatandaşlık borcudur.

Kaliteli hizmeti talep etmek, bunu istemek, eşkıyaya teslim edilmemek, korunup kollanmak, yapılan her işin bir sistem dahilinde sürdürülmesini talep etmek hakkımız. Hakkımızı sonuna kadar arayalım…

Peki diyeceksiniz ki, bu başlık niye tersten…

Allasen, ülkemizin sahip olduğu bu müthiş fırsat ve potansiyeli “düzünden anlamamış” olduğumuz yukarıda anlattıklarımdan belli değil mi?

CEVAP VER

Lütfen yorum alanını boş bırakmayın
Lütfen adınızı belirtiniz