İstanbul Trafiği İçin Tek Çözüm Disiplin

0
762

Her ülkenin, şehrin, kültürün farklı bir güzelliği, anlamı, gezilmesi, görülmesi ve yaşanması gereken yerleri vardır. Örnek vermek gerekirse, Disney Dünyası, Universal Stüdyoları, Golden Gate Köprüsü, Pisa Kulesi, Big Ben Saat Kulesi, Eiffel Kulesi, Büyük Kanyon, Niagara şelaleleri, Pamukkale travertenleri, Mısır, Maya-Aztek piramitleri, Nemrut Dağı, Fuji Dağı, Everest Zirvesi, Tac Mahal, Kolezyum, Küba, Tibet, Singapur, İskenderiye…

E pekii, İstanbul’un nesi meşhur?

Cevap veri-yorum; Trafiği…

Keşmekeşi, sıkışıklığı, standart dışı üst ve alt yapısı, insanların agresyonu, şiddeti duyguları… Daha dün manşetlerdeydi taksicilerin “kaz”‘ladığı turistler ve son durak operasyonu…

Önü, arkası, yanı, sağı-solu en karasından cam filmi kaplı, abartı egzozu, şoför tarafında çamurluk üstünde sanırsın savaşa gidiyor kan gurubu arka tamponunda derin edebiyat “yazılı” araçların “bıçkın” bakışlı,

Ha bir de şöyle alengirli malengirli, cakalı falan ama “gece-gece” petrol istasyonlarında dolum yapan “lepegeye dönüşmüş”, “cebi boş ve-lakin arabası hoş”,

Önündeki aracın arkasından “uzun farlarını” yakıp önündeki sürücüyü veya sis yokken sis farını yakıp ya da fren lambasının kırmızısını beyaza çevirip arkasındaki sürücüyü rahatsız eden, gözlerini kamaştıran,

Aracının altına mavi lamba takıp bulutların üstünde uçtuğunu sanan, olmadık yerde korna çalan,

Yayanın yaya geçidinden bile geçtiğini görse üstüne-üstüne arabayı süren, 

Şerit değiştiren aracı görünce birden şeridinde hızlanarak yolunu kesen, yol vermeyen,

Poposunu zor sığdırdığı aracına yüzlerce watt gücünde koyduğu müzik kolonlarıyla güm güm de güm güm deprem dede edasıyla trafikte giden,

Kapısından penceresinden sigara kutusu, muz kabuğu, pet şişe, çer-çöp veya şöyle bir okkalıca “tüküren”,

Tüm cadde durak misali “dur-kalk” yapan, “eliyle başını kaşıyana bile” duran, uykusunda da korna çalan, bir eliyle cep telefonuyla konuşup, diğer eliyle gerektiğinde vites değiştiren, müşteriden para alan, para üstü veren, aynı anda yoldaki “kaz”‘ları kesen, duran, indiren, bindiren, ineni bineni, parayı vermeyeni de eş zamanlı “kesen”, genelde kaplumbağa hızında ammaaaa, “müşteri kapma” sırasında Tommi Sébastien Loeb Colin McRae Marcus Grönholm Carlos Sainz’e rahmet okutacak kadar cevval, içi tıklım-tıklım iğne atsan düşmez toplu taşıma araçlarının kıyıda köşede kalmış cengaver

Şoförler…

Gece sanki torbaya girmiş gibi, İstanbul’un göbeğinde yolu, trafiği kesip yük taşıyan-indiren bindiren taşımacılar.

Park etmiş aracın arkasına park eden, kaldırıma park edip yayaları caddede yürütenler…

Yolları gözetleyen kamera sistemlerinin altında, ışıklarda aracınızın camını silmek babına yapışıp para isteyen, yassak ama minicik çocuklara sattırılan sular, mendiller, sakızlar… Çevre yolunda trafik sıkışıklığında bir anda yolun üstüne doluşuveren seyyarlar…

Emniyet şeridinden kanunlara uyan vatandaşa ”nanik”, “salak” yaparak izinsiz, kaçak “akan”, kavşaklarda sıranı beklerken “o” çokzekisi, sırada bekleyen binlerce kişinin “türlü küfürleri” eşliğinde offset çizgisinden dikine dalıp yoluna giden şoförler…

Arabanızın kapısını açınca çarptığınız kaldırım taşları… Dükkanın önünü parsellemiş dükkan sahipleri…

Bebek gibi, Ataköy gibi yerlerde yerleşik ünlü mekanların valeleri… Sanırsın eskinin “parkçı mafyası”. Mekan harika, park yeri şinanay-nanay…  

Delik deşik yollar, yol çizgileri olmayan veya çizersin bir süre sonra kaybolan yollar, aydınlatması olmayan veya yetersiz yollar, trafik levhaları standart dışı belirsiz ancak son saniyede fark edilen yollar… Aracınızı uçuran, “ön takımını kıran”, lastiğini parçalayan, aniden önünüze çıkan kasisler… 

İstanbul E5. Metrobüsü sığdıralım diye kaldırılan emniyet şeridiyle son derece tehlikeli işlek ana arter. 

Aracınız arızalanırsa mesela, çözümü de siz bulacaksınız. Bu arada “Cefayı” yolu kullanan hemen herkes paylaşacak…

İstanbul yollarında hız, kırmızı ışık ihlali, trafik akışı ve hareketliliğini gözleyen sayısız kamera var… Ama çoğunlukla çalışmaz, yaşar-yaşamaz gibi. Nereden mi biliyorum? Çalışsa böyle mi olur?

E5 de şerit eksilip yol standardı düşürülünce UKAME bu yolda hız sınırlamasına gitti. Yahu arkadaş, hızı sınırlamakla iş bitiyor mu?

Hız radarlarının konduğu yerler mesela, “Trafik Mühendisliği” ilkelerine de RESMEN aykırı belirtmeliyim. Rampa yukarı, rampa aşağı genel maksatlı radar konur mu?

Yönetilemeyen E5’in gündüzü de hele gecesi tam bir felaket. Aman başınıza gelmesin…

Maazallah bir gece, aracın bozulmuş kalmışsın yolda… Aynadan bakıyorsun ışık tarlası gibi, sağından, solundan son sürat sıyırarak geçen, rüzgarı sarsan, makaslayan, spin atan, yarışan arabalar… Trafik kanunuyla, devletle dalga geçenlerin “boy” gösterdiği yol E5 burası. Teksas mı sandın?

Dörtlüleri çalıştırıp o ortamda açacan kapıyı da “sıkıysa” dışarı çıkacaksın he… Diyelim hadi çıktın, o kargaşada, aracından inecen, bagajı açacan, varsa trafik setinden dikkat işaretlerini çıkartıp aracının 100m gerisine koyacan…

Arabana arkadan “o hızla” gelen ve karanlıkta “göremeyip de çarpan” olmamışsa, kalp krizinden de mevta olmamış yaşıyorsan “o kargaşada” “yusuf”-“yusuf”, kendini şanslı sacayağın tılsımlı yol… Telefonu da sen edecen, çekiciyi de sen çağıracan…

Ama kolluk seni kameralardan seyredecek…

Meğer o seyyarlar sigortalıymış iyi mi? İşveren arabaya doldurduğu “sıkışmış yolların seyyar satış ekibi” ile “ülkemin henüz Nobel Alamamış” müthiş “satış” tekniği, yasak ama çocukların mendil satması, cam silenlerin camlara yapışması, def’i bela kabilinden paranızı alması, trafik “maganda”’larının yollardaki aymazlığı, kanunlara saygılı vatandaşları “ti” ye almaları, trafikteki araçların plakasız, sigortasız, şoförü ehliyetsiz, bazı maganda ağabeylerin ise bellerinde, torpidoda tabanca veya benzeri “şeylerle” İstanbul sokaklarında mayın gibi cirit atmaları ve sizin mayına basmamak için saf ettiğiniz çabalar…

Egzozundan duman tüten ağır arabaların, kaldırımları işgal eden arabaların, iş yerinin önünü parselleyenler, “baba” valelerin ve diğer bütün trafikte çekilen çilelerin hepsi, kameraların önünde, altında, yanında, sağında veya solunda…

Kolluğun gözü önünde oluyor…

Aykırılara peki ne oluyor dersiniz? Belki karakola davet, ardından adliyede ifade, serbest. Mesela diyelim “makasçı”… Arabasının anahtarı “makasçının” annesine teslim ediliyor ülkemizde…

Bu anlattıklarım cinnet hali ve korkunç şeyler ama, bizler gülüyoruz hep birlikte…

Hep birlikte “karşı” duracakken, sesimizi çıkaracakken bizler gülüyoruz…

Siz de gülün…

Gülün, gülün…

CEVAP VER

Lütfen yorum alanını boş bırakmayın
Lütfen adınızı belirtiniz