Beklenen İstanbul Depremi İçin Yapılar: Kendinizi Nasıl Hissediyorsunuz? Maça Hazır mısınız?

0
733
İstanbulun Binaları: Keyfiniz Nasıl? Depreme Hazır mısınız?

Beklenen İstanbul Depremi İçin:Yapılar Kendinizi Nasıl Hissediyorsunuz? Maça Hazır mısınız?

İnsanlarla çok hasbihâl ettim deprem hakkında ve hep sordum hazır mısın?

Aldığım cevaplar: “o ne”, “anlamadım”, “ne diyon kardeşim”, “uyuyamıyorum”, “kaderde varsa, üzülmek niye?”, “korkmuyorum”, “Allaha emanet”…

Kimi “farkında”, kimi “kaderine razı”, kimi “kaçacağım” kimi “konacağım” kimi “zaten çok yaşadık”.

Velhasıl bir türlü beklediğim cevabı alamadım ki anladığım benim derdimi anlatamadığım oldu.

Sonra ilgili olabilecek siyasilerle veya yerel yönetim katındaki sorumlularla temas mücadelem başladı. Hazretleri seçilmeden “serçe” misali her “yere konan” kadrolar olmasına rağmen seçildikten sonra “uçar kuş” misali yakalamak hem fikren hem zihnen ve de madden – manen maalesef zor.

Biz zavallı kullar seçip başımıza konduruyoruz…

Bu zatı muhteremler bizim oylarımızın rüzgârıyla havalandıktan sonra bekle ki yere insinler.

Ve çoğu zaman biz zavallı kullar bu seçilmiş azınlığı ağzımız açık, başımız havada ancak görme alanımıza girdiğinde ve çokça da onlar “havadayken” lütfedip başımıza kondurduklarıyla hissedebiliyoruz…

Dolayısıyla hal hatırı bu sefer de binalara sorayım dedim.

Binaların dili var mı veya varsa necedir? Binamız nedir? Kimdir?

Binalar konuşsun bakalım.

Kulağımız “Binaların” toplantısında, söz “Binaların” temsilcisinde, dinliyoruz:

Sevgili Binalar;

Aslında ülkemizde çok ciddi doğal afet riskleri var. Afeti birlikte yaşıyoruz ama sahiplerimiz insanlar bunları çabuk unutuyor. Biz binalar bunları bazı hasarlarla atlatıyoruz ama sahiplerimiz çoğu kez bu hasarları basit “makyaj” metotlarla kapatıyorlar.

Bazı insan sahiplerimizin oturduğu biz binaları bu basit makyajdan sonra terk edip kiraya bile verdiklerine şahidiz.

İnsanoğlu vicdanı işte… “Bana bir şey olmasın veleddalin âmin.”

Hâlbuki tüm yaşamımızı afete göre planlamalıyız ama gelin görün ki, imar afları, imar barışları, kamu otoritesinin görmediği kaçaklar göçekler hem milli servet olarak bizleri ve en önemli servetimiz olan sahiplerimiz “insan kaynaklarımızı” maalesef tehdit ediyor.

Bizim sahiplerimiz mi?

Sahiplerimiz maalesef “kim onlara avanta verirse” onun yanında, avanta bitince onların karşı safında, sahiplerimiz bizim ve kendi başlarına bir iş gelince de “topluca yasta”’lar.

Sevgili Bina kardeşler.

Öğrendim ki aslında önceki senelerde yapılan kardeşlerimizin beklenen İstanbul Depremi için sağlam olup olmadığının araştırılması göründüğünden kapsamlı bir işmiş.

Bu nedenle araştırmanın konusunda yetkin, farkındalığı yüksek ve işini de iyi bilen mühendisler tarafından yapılması şartmış.

Dün benim sahip, komşumun sahibiyle konuşurken duydum: “Aklına kötü şeyler getirmezsen, kötü bir şey olmaz” falan dedi ama ben çok korkuyorum.

Yan komşumun sahibi de bir fıkra anlattı , “ İyi bir ders olacak” falan dedi ama tam hatırlayamadım.

Neyse;

Ben duyduklarımı sizlere anlatayım…

Başlayalım. 

Biz binaların hangi belediye sınırı içinde yapılmışsak o belediyenin imar müdürlüğünde Nüfus Kütüğümüz veya bilinen adıyla “İmar İşlem Dosyası”’mız varmış.

Bu dosyada daha biz doğmadan yapılan zemin etüdü, mimari ve inşaat projemiz, tesisat projemiz, proje kabullerimiz, kontrollerimiz, proje müelliflerimiz, belediye tarafından yapıldığımız yılda imar denetleme ve yapı denetleme görevlilerimiz, şantiye sorumlularımız, fenni mesul ve/veya yapı kontrol şirketi elemanlarımız, temel üstü, iskân izni belgelerimiz vs.

Yani bizimle ilgili A dan Z’ye tüm iş ve işlemler bu dosyada saklanırmış.

Onun için bizi kontrol edecek mühendisin ilk yapacağı iş bu dosyadaki bilgilerimize ulaşmak olmalıymış.

Bazen “rantçı” mı dedi “rontçu” mu dedi duyamadım, bazı sahiplerin tapu dairesine başka, belediyeye başka proje verip uygulamada başka proje yapabiliyorlarmış. Hiç anlam veremedim.

Neyse konumuz bu değil ama bilin istedim.

Sonraki adım, yapıldığımız yıl geçerli olan yönetmeliklere uygun projelerimizin yapılıp yapılmadığı ev bizlerin mühendislik hizmeti alarak yapılıp yapılmadığımızın araştırılmasıymış.

İnşaat tarihimiz önemliymiş.

Baksana, 1999 yılında deprem oldu ya, 98 yılına kadar geçen 51 senede 4 kez yönetmelik değişmiş.

1999 depreminden sonra geçen 22 yılda ise ikinci kez yönetmelik değişiyormuş.

Hatta 2012 tarihinde yayımlanan “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği ”’nde belirlenen RİSKLİ YAPILARIN TESPİT EDİLMESİNE İLİŞKİN ESASLAR külliyatının 2013 senesinde yeniden değiştirildiği hatta 2019 Yılından geçerli olmak üzere tekrar değiştirilmiş olduğunu öğrendim.

Başınız döndü değil mi?

Yok yok dönme dolap oynamıyoruz. Sakin olun. Bunun nedeni, sahiplerimiz konuşurken duydum, ülkemiz güya “Afet Mühendisliği” kavramını “kurumsal olarak ve kavramsal olarak” bünyesine yerleştirememiş de ondanmış.

Bu işler için ülkemizdeki organizatör rolü “yok” veya “çok zayıf”’mış.

Sahiplerimiz Afet Mühendisliğini sadece “Afet sonrasının planlanarak Yönetilmesi” olarak algılıyorlarmış

Hâlbuki yönetmeliklerin, standartların hazırlanması için bağımsız organizatör kurum ve kuruluşlar, destek ve teşvik gerekliymiş. Sadece Üniversitelerin yapabileceği işler değilmiş bu işler. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok” diyordu benim sahip.

Eskiden “Afet İşleri Genel Müdürlüğü” adında bir kurum varmış. Konusunda uzman ve çok nitelikli kişiler çalışırmış bu kurumda zamanında. Hatta sahibim diyor ki, bu kurumun “Yapılaşma ve İmar olmasın” diye rapor yazdığı yerlerin şimdi imara açıldığını ve “ağzına kadar insan” dolu olduğunu ama bu bölgelerin elan en riskli yerler olduğunu söyledi. Kafam karıştı doğrusu, eğer ilki doğruysa neden gereği yapılmadı veya tersi doğruysa nereden çıktı bu raporlar?  

Tevekkeli bu konu öylesine önemle dikkate alınıyormuş ki, geçen gün bizim kanaldaki “Bırak Bu İşleri Foto Filim Merkezi” TV programında, kapatılan Afet İşleri Genel Müdürlüğünün belirlediği bu bölgelerdeki afet risklerinden bahsediliyordu. Çok güldüm. Yani hani fıkra meşhur;

Solomon oğluna sormuş: “Namuslu adam kime derler?”, “Yolda bulduğu para cüzdanini arkadaşı ile paylaşan adama derler.” Bunun üzerine Solomon (Gözlerini açarak) “Nasil paylaşir?” diye sorunca oğlu da tabii hemen cevabı yapıştırmış: “Cüzdanı arkadaşına vererek, içindekini cebine atarak baba!”…

Vallahi o hesap.

Baksana dün internette gezinirken gördüm, AFAD Deprem Dairesi Başkanlığı Türkiye Deprem Bölgeleri Haritasını da yenilemiş.

Yeni haritada, bir önceki haritadan farklı olarak deprem bölgeleri yerine en büyük yer ivmesi değerleri veriliyormuş artık “sınıf farkı” kavramı ortadan kalkmış. Hep sınıfsız bir toplum isterdim ama sanırım bu sınıf o sınıf değil veya o da öyle değil.

Yalçın apartmanın sahibi dedi ki: bu haritanın yürürlüğe girmesiyle 52 ilin deprem riski birden değişivermiş.

Yani bir sabah kalkıyorsun “oh ne güzel hayat”, akşam oluyor “ne fena hayat” şeklinde değişiveriyor. Neyse.

Şimdi çok merak ettiniz değil mi “hangi sınıftayız?” diye.

Sahiplerimize söyleyelim de e-devlet sistemine girip depremde karşılaşacağımız en büyük yer ivmesi değeri neymiş öğrensin.

Gerçekten ben bu halimizle en büyük yer ivmesinin yaratacağı kuvveti karşılayıp karşılayamayacağımız çok merak ediyorum.

Mühendis bu araştırmaları yaptıktan sonra; 1999 depreminde bizde ve çevredeki arkadaşlarımızda neler olduğunu, aşırı yağmurlarda içimize su girip girmediğini, bulunduğumuz bölgede su baskını öyküsünün olup olmadığını, oturduğumuz arsa zemininde yüzeysel çatlakların olup olmadığını, bizde veya yakın çevrede su kuyusu, içimizde sürekli nem, rutubet şikâyetlerinin olup olmadığını, içimizdeki elektrik, temiz/pis su tesisatları, asansör, iklimlendirme, yangın gibi tesisatların düzgün çalışıp çalışmadığını ve beklenen deprem için arzu edilen performansı sağlayıp sağlamayacaklarına da “tetkik etmesi” gerekiyormuş.

Duydum şaştım. Geçen depremde İGDAŞ’IN deprem için tasarlanan gaz kesme vanalarının hemen hiç birisi çalışmamış. Benim sahip büyük skandal diyordu. Bir erkek yengecin bir dişi yengece,  «Hadi gel,  seninle kol kola,  kol kola,  kol kola,  kol kola,  kol kola,  kol kola girip biraz gezinelim!» demesi gibi… Neresinden tutsak da baksak…

Düşünsene yürüyen merdivende, asansörde falan insanların depreme yakalandığını… Bu gibi tesisatlarımızın da mutlaka “hesapla kontrolü” gerekliymiş.

Sonra mühendisin bizim içimizdeki katları tek tek gezip daire sahiplerinin bizim konstrüksiyona müdahale edip etmediklerine bakması gerekiyor muş.

Yan komşumun sahibi merak edip sorunca öğrendim. Meğer bazı daire sahipleri taşıyıcı olmayan ara duvarları kaldırıp iç mekânları büyütüyorlar ya; bu da deprem güvenliği için sakıncalıymış.

Bazı kötü insanlar ise bizim taşıyıcı sistemimize müdahale ederek kolon kesmek veya kısa kolon/kiriş meydana getirecek ekstra iş ve işlemler yaparak konstrüksiyona müdahale ediyorlarmış.  

Yine bazı kötü insanlar maalesef bizim ana/tali taşıyıcı kısımlarımızın formunu yani “çekirdek” bölgesine zarar verecek şekilde elektrik tesisatı, su tesisatı geçirmek gibi “kontrolsüz” imalat yapmaları da deprem için bizlere sakıncalıymış.

Bazı arkadaşların zemin kat çevre perde duvarlarının “hesapsız” bir şekilde bazı noktalarından kesilerek buralara “kapı” gibi atraksiyonların yapılması da tehlikeliymiş.

Bazı arkadaşların içinde alt kat ve üst kat müstakil dairelerin “dubleks” daireye “sonradan” dönüştürülmesi için oda kat döşemesinin kesilmesi de tehlikeliymiş.

Arkadaşlarımıza yapılan dış cephe ısı yalıtımı çalışması da deprem dayanımı açısında önemliymiş. Bu işi yapılmadan mutlaka bizim bu yükleri karşılayıp karşılayamayacağımız statik olarak kontrol edilmeliymiş.

Bunun yanında dış cephe çalışmasında taşıyıcı konstrüksiyonumuza kontrolsüz dübel deliği açılmaması, açılacak noktaların da önceden çalışılmış olması gerekiyormuş.

Mühendis, arkadaşlarımıza projesi dışında bir ekleme çıkartma olup olmadığına da bakıyormuş.

Ayrıca içimizde konut olması gerekirken iş yeri olarak kullanılan daire/daireler olup olmadığı, bu işyerlerinde kullanılan kimyasal maddeler deprem esnasında parlama/patlama ve yanma suretiyle can güvenliği açısından sorun yaratıp yaratmayacağının da araştırılması gerekliymiş.

Hemen yanımızdaki binalarda veya yakınlarında parlama/patlama veya yanıcı madde ile risk oluşturabilecek iş yerleri veya yapıların da araştırılması gerekliymiş.

Giriş kapılarımız dışa doğru açılıyor mu kontrolünü artık söylemiyorum.

Mühendis, eğer bizlerin projesi yoksa veya yapıldığımız malzeme konusunda şüpheye düşüyorsa, yapım malzemelerimizin kalitesi konusunda bir bilinmezlik varsa projemize göre istatistik açıdan değerlendirmeye yetecek numuneleri her kattan tahribatlı – tahribatsız yöntemlerle alacakmış.

Betondan karot numuneler alınıyormuş.

Betonarme demirler, donatıların yerleşimleri, korozyon durumları da belirleniyormuş.

Akredite laboratuvarlarda dayanım değerleri saptanıyormuş.

Projemiz yoksa mevcut durumumuz projeye dönüştürülüyormuş.

Sonra RİSKLİ YAPILARIN TESPİT EDİLMESİNE İLİŞKİN ESASLAR çerçevesinde deprem dayanımımız belirleniyormuş.

İşte böyle sevgili Bina Kardeşler.

Bu işin devamı da varmış. Buna bina içi hazırlık deniyormuş.

Deprem esnasında kitaplık, mutfak dolabı, gardırop gibi, asmolen döşeme dolguları gibi, asma tavan, avize vs. gibi sahiplerimizin kafasına düşebilecek olan eşyaları duvarlarımızda “sağlama” almak lazımmış.

Binalarda insanların kullandıkları ocak, şofben, elektrikli su ısıtıcısı gibi elektrikli eşyanın acil durumlarda emniyet sistemlerinin çalışır olduğunun denetlenmesi lazımmış. Çünkü bu konuda uzman insanlar “deprem sonrası çıkacak yangının” afetin boyutlarını daha da büyütebileceğini söylüyorlar.

Deprem ve deprem sonrası yangın çıkarabilecek insanların kişisel ve evsel kullanım amaçlı kimyasal maddelerinin güvenli depolanması lazımmış.

Binalarımızda deprem veya yangın afeti sabah/akşam/gece için bir ön çalışma/tatbikat yapmak gerekliymiş. Bu tatbikatta özellikle çocuklar, yaşlılar, kadınlar için farkındalık gerekliymiş.

Binalarımızda deprem afeti sonrasında elektrik kesintisi sırasında “Acil aydınlatma” sisteminin çalışması lazımmış.

Vs.

Buraya kadar nasıl gidiyor?

Binalar… Depreme hazır mıyız?

Evet, kritik nokta da bu.

Hazırlık önce zihinde başlıyor muş…

Şimdi zihin ne diyeceksiniz…

Benim patron yeni bir köpek aldı. İkide bir zekâsında bahsetmez mi. “Çok zeki hayvan doğrusu. Dün gece sinemadan dönerken nöbetçi eczanenin önünde durdu ve küçük ihtiyacını yaptı.”

Patronumun arkadaşı çok gırgır biri. Hemen sordu; “bunun zekâ ile ne ilgisi var?

Çokbilmiş Patronum cevabı yapıştırdı: “Nasıl olmaz? Eczanenin kapısında ”İdrar tahlili yapılır” diye yazıyordu…

Velhasıl sonuç olarak Sevgili Bina Kardeşlerim. Deprem çok ciddi bir tehlike bizler ve insanlarımız için. Sahiplerimizi uyaralım. Bizleri kontrol ettirsinler. Bu incelemeyi herkesin yapamayacağını iyi bilsinler.

Hani  “Yan komşumun sahibi de bir fıkra anlattı , “ İyi bir ders olacak” falan dedi de ama tam hatırlayamamıştım”.

Şimdi hatırladım.

Adamı idam etmeden önce “son sözün nedir?” diye sormuşlar.

O da herkesi bir süzdükten sonra:

“Bu bana iyi bir ders olacak” demiş.

Aman önceden ders alalım sonradan değil.

Neden İstanbul önemli…

Sadece biz binalar değil kamusal hizmet verenlerin de çok ciddi deprem hazırlığının olması gerekiyor.

Devam edecek…

CEVAP VER

Lütfen yorum alanını boş bırakmayın
Lütfen adınızı belirtiniz