Askeri Fabrikalar – 3

0
557

Kaldığımız yerden devam edelim…

Tuğgeneral ZİYLAN makalesinde 1974-1998 arası dönem için aklımızın başımıza 1974 Kıbrıs Harbi sonrasında geldiğini söylüyor.

Evet. Maalesef.

1974 Yılında Kıbrıs’a gitmekte olan G3 silahı ile mukim asker dolu Cemseler – ki o zaman G3 Piyade Tüfeği Amerikan M1 Tüfeği yerine yeni-yeni birliklere dağıtılıyordu, Mersin limanından “Silah Ambargosu” nedeniyle geri dönmeye başladığında, müthiş bir strateji uzmanı ve komutan olan zamanın 2.Ordu Komutanı Org. Suat AKTOLGA ve ekibinin gözyaşlarını ve öfkesini, öfkemizi hiç unutamam.

1974 Konya. Ağır Bakım Tamir Fabrikası.

Kıbrıs Savaşı…

O günlerde yeni emekli veya elinde baston, belki zar-zor yürüyebilen emekliliği yıllar olmuş Askeri Fabrika İşçileri…

Sabahlara kadar nizamiye kapısında: “Komutanım biz hazırız, buradayız” sloganlarını, nizamiye kapısına kurdukları çadırı unutamam…

Savaş esnasında cepheden gelen araçların nasıl bir inanç ve istekle, sabahlara kadar çalışılarak yeniden onarıldığını, çalıştırıldığını ve tekrar birliklere geri iade edildiğini unutamam…

Helikopterlerimiz yerden açılan ateşle vuruluyordu.

Bir şey yapmak gerekiyordu.

Fabrikada “ustalar” helikopterlerin iniş barlarına takılan “çelik kalkanlar” tasarlamışlardı.

Şimdi düşünüyorum da o ağır şeyler Helikopterlerin hareketlerini nasıl etkiledi vs.

Ama bir inanç, istek ve farkındalık vardı…

Düşünüyorduk…

Ama o “milli ruh, birliktelik” unutulmaz.

Sabah içtiması.

350 Asker, yanında yüzlerce sivil memur, işçi… 

Kıbrıs’a ya da Mersindeki birliğe 10 Askerin intikali söz konusu.

Bölük Komutanı Astsubay Ömer ATICI tok ve gür sesiyle: “Gönüllü var mı? 3 adım öne çıksın” Dedi. 

Görmeliydiniz…

Yaklaşık 1000 kişi, eski çalışanı, yeni çalışanı, askeri hepsi birden tek vücut, 3 adım atmaz mı?

Nasıl anlatayım ki o anları… 

Hıçkırıklar ve gözyaşları…

Yıl 1978. Erzurum, Ağır Bakım Tamir Fabrikası Mahallebaşı. Meşhur M48 Tanklarının Taret Rulmanıydı yanlış hatırlamıyorsam… Depoda yok. Acil ihtiyaç var.

Rahmetli olmuştur, Tank Bakım Onarım Atölyesi sorumlusu Servet Usta babama: “Komutanım, acil olarak bana 5kg keçi iç yağı lazım” dedi.

Sonra atladı pikap arabasına ve hurdalığa gitti.

Eski taret rulmanlarını toplamış arabanın kasasında geldi. Ufak bir temizlik, sonra tenekede kaynayan keçi iç yağının içine hepsini boca etti. O rulmanlar sanırım altı ay sorunsuz çalıştı.

Yine Erzurum. Torna Tesviye Atölyesi Sorumlusu Fahri Usta. O tarihlerde ne çizim programları, ne CNC tezgâhları… Her şey hayal gücü, güçlü bir ressam hafızası çizimi ve el emeği…

İnanılmaz bir ustaydı. İstediğin makineyi sadece hayal et, Fahri Usta ete-kemiğe büründürsün.

M1 tüfeklerinin ahşap kundakları… Sık sık kırılıyor. Yenisi için işçiliği külfetli, zaman alıcı, maliyetli. Fahri Usta, bir gecede, örnek kundaktan kopya çekerek “aynısını” hem de bir bantta 12 tane üreten makine yapmıştı. Unutamam… Fahri Usta, biz Erzurum’dan ayrıldıktan sonra emekliliği de gelmişti, İstanbul’da inanılmaz makineler tasarlayıp yaptığını gururla duyardım.

Yine Erzurum. Silah Bakım Atölyesi. Samet Usta. Atölye Sorumlusu. Marangozhanesi, dökümhanesi, boyahanesi, teknik bürosu… İnanılmaz ustalar vardı. Taşı-toprağı versen makine-silah ve teçhizat üretecek yetenek ve kabiliyette…

Yukarıda özlemle saygıyla andığım “O ustalar” “yokluktan var etme” gibi bir hasletle yetişmişlerdi.

Aynı zamanda “Mesleki Teknik Eğitim” okuluydu Askeri Fabrikalar. Ustalarından “el” alırdı çıraklar. İşlerine bir gün geç gelmezler ama işleri de bitmeden, atölyeyi, tezgâhları, çevreyi temizlemeden gitmezlerdi.

Tuğgeneral ZİYLAN makalesinde 1998’den Günümüze Kadar Olan Dönemde,  1975 – 1988 yılları arasında sürdürülen savunma sanayii geliştirme çalışmalarından edinilen deneyimlerin, geçmişten dersler bu alanda yeni bir yapılanma ihtiyacını doğurduğunu, bu döneme Türk Savunma Sanayii Politikası ve Stratejisi Esaslarının (TSSPSE) olumlu etkisinin olduğunu vurgulamaktadır.

Bende bu fikre de katılmaktayım.

Bugün için gelinen nokta umut verici olmakla birlikte son derece kritik bir aşamadadır. Çünkü bu alanda, siz gelişme gösterdikçe, know-how ulaşmak hem daha maliyetli hem daha zor olmaktadır. Bunun için çok farklı stratejiler, yol ve yöntemler geliştirmek kaçınılmazdır.

Yıl 2004. Bölgesel Gelişme Stratejileri komisyonundayız. Komisyon toplantısında, teknik ve teknolojiyi gerekirse kopyalayalım, aşıralım, ülke olarak ileri teknolojileri öncelikle öğrenmeliyiz/öğretmeliyiz, teknolojiyi çözmeliyiz, sonra biz, kendi ihtiyaçlarımızla yeni versiyonlarını üretmeliyiz” deyince, çok tepki çekmiştim.

Hâlbuki hatırlarım, İran-Irak savaşından kaçan, İTÜ de sınıf arkadaşlarım İranlı öğrenciler vardı. İnanılmaz zeki çocuklardı. Biz, yabancı kaynakları paramızla alamazdık. Onların evlerinde bavul-bavul hem de en son baskı kaynaklar bulunurdu.

Meğer İran, savaş yıllarında, ABD’YE yolladığı öğrencileri, basılı son kaynakları ülkeye getirmelerini istermiş. Onlar da fotokopiyle çoğaltıp kendi öğrencilerine dağıtıyorlarmış…

Ülkeler, savunma sanayiini ulusal egemenliğin bir şartı olarak görmektedirler. Bu nedenle de devletler savunma sanayii sektörünü yönlendirmek ve desteklemek zorundadır. Askeri Fabrikalarımız uygulama ve teoriğin karışacağı son derece önemli “farkındalık” kazanlarıydı. Sistematik olarak desteklenseydi, bir model üzerine otursaydı günümüz teknik-teknolojik gelişmeleri için ARGE temelli altyapılar olabilirdi.

Biz; askeri sanayii “çok gizli” dedik, bakım, onarım ve yenileme iş ve işlemlerini sanayimizle paylaşmadık, teknolojik teçhizat, teknoloji, malzeme tanımlama doğrultusunda bir bilgi bankası kurmadık, paydaşları oluşturmadık, öğrenen organizasyonlar kuramadık, akademiyi-sanayii-askeri amaca dönük organizasyonda buluşturamadık.

Üniversiteler arasında fakültelerin, bölümlerin eşgüdüm içinde ve bir hedefe dönük çalışmasını sağlayacak mekanizmaları kuramadık. Her bölüm kendi başına buyruk çalışınca ne ortak hedef, çalışma ne de yeterli kaynak temin edilmedi. Aksine israf diz boyu…

Akademik olarak çalışanlar, bu alanda yaptıkları çalışmaları puan ve kariyer uğruna yabancı dergilerde yayınlamak zorunda kaldılar. Bu yayınlar, bu konularda ARGE çalışması yapan diğer ülke akademisyenlerine bedava “start-up” imkanı yarattı. Biz yaya kaldık.

Bugün hala, Askeri Fabrikalar, kendi sınırları içine kapanmış, piyasa ile ilişkileri çok sıkı prosedürlerle çevrilmiş yapılar olarak karşımızdadır.

En önemlisi Fabrikalar kendi nitelikli işgücünü dahi kendileri yetiştirememektedir.

Temel Araştırmaya, Uygulamalı Araştırmaya ve Deneysel Araştırmaya yol ve yer açacak şekilde her askeri fabrikada bir “Savunma Sanayi Meslek Yüksek Okulu” açılması kimsenin aklına gelmedi herhalde… Bu okullar hızla açılmalı ve gençlerin bu okulları seçmesi teşvik edilmelidir.

Askeri Fabrikalar bakım-onarım-yenileme faaliyetlerini “askeri teknik ve teknolojinin” ülkemiz bilimsel otoritelerinin, sanayiinin, bu sektörde istihdamın nitelik ve niceliğinin arttırılması gibi çok temel stratejik yapılanmayla “farkındalık” temelinde ilişkilendirilmelidir.

Bunun için tüm askeri teçhizatın en ufak ayrıntısına kadar envanteri çıkartılmalı, teknik-teknolojik özellikleri çözümlenmeli ve bu çözümlenmeler bir veri bankasında depolanmalıdır. Paydaşlarla paylaşılmalıdır.

Savunma Sanayii Bilimsel Yürütücülüğü oluşturulmalıdır. Bu merkez, üniversitelerin ilgili bölümlerinin bir hedef çerçevesinde yönlendirilmesini, motive edilmesini ve denetlenmesini sağlamalıdır.

Sonuç olarak gelinen nokta yetmez ama umut verici ancak, “erken öten horoz” olmamak da son derece önemle karşımızdadır.

CEVAP VER

Lütfen yorum alanını boş bırakmayın
Lütfen adınızı belirtiniz