Ne günlere kaldık…

0
263

Bugünlerde en kötüsü bir muhalifin ölümü…

Yüz yüz kuyruğuna gel işin, seçim ufukta görünmüş olsun, oyunu kullanmak için can at…

Hayata veda et…

Tam tamına 7326 gün veya 17724 saat veya 10621440 dakikadır aynı partinin aynı “felsefe kalıbı” içinde, ninnilerle, masallarla kundaktayız…

İktidar partisi “makbul vatandaş” olmamızı beklerken biz muhalif “cendere içindekiler” ah seçim, vah seçim, gel seçim diye diye gün sayıyor, şafak çekiyoruz…

Asabımız bozuk…

Diğer taraftan, iktidar olmanın müthiş imkanlarından, fırsatlarından, kaynaklarından yararlanan guruplar vitesi yükseltmiş, “son kalan ne var?” misali kıyıda-köşede, sağda-solda boşta kalan, askerden kalan arsaları, koruma alanlarını, koru-“MA” altına alma telaşında faaliyet gösterirlerken,

Tıkır-şıkır, şıkır-şıkır işleri de tıkırında…

Yine, üç-dört maaşla iktidarın en kritik noktalarını tutmuş küçük bir grup, müthiş algı ve propaganda tekniklerini de kullanarak herşeyi “toz pembe” göstermek telaşesinde, inanılmaz çaba içinde…

Halk ağır “propaganda bombardumanı” altında fikren tutsak…

İyinin sebebi iktidar, kötünün müsebbibi muhalefet…

Masal gibi…

Masalların kültürümüzde son derece önemli bir yeri vardır. 

Desem ki; çocuk ailesinin masallarıyla, toplum da ailelerin masallarıyla kültürünü oluşturur, yanlış olmaz.

İktidar masallarla, halka masallarda vadettiği havadaki kuşu göstererek cebimizdeki parayı, birikimlerimizi gizli enflasyonla çekip alırken her gün bizi biraz daha fakirleştiriyor…

Hep umut, hep vaat, hep ufku gösteren, “en zoru”-“ulaşılması zor”u vaad eden masallar…

İktidarın nefesi de kuvettli maşallah…

İşler ters mi gitti? Söylem hazır; “vatan bölünmez, bayrak inmez…”

Bu iş “ver oyu al cennetin anahtarını” noktasına kadar geldi.

Nasıl mı?

Aynı tonda, aynı frekansta, aynı heyecanla büyük halk kitlelerinin önünde verilen söylevlerde kırk kez tekrarlanan vaatler vatandaşın aklına çiviyle kazınıyor dolayısıyla…

İşin doğası gereği, siyasal propagandanın gücü ve etkinliğiyle bir kısım yandaş “şartlanırken”, diğer kısım vatandaş da “karşıtlanıyor”…

Siyasette etik, politik propagandada “yasal sınır” da olmayınca taraflar arasında aşılması zor anlaşmazlıklar, zıtlık ve uyumsuzluk derinleşiyor bu durum toplumsal barışı tehdit eden bir hale geliveriyor…

Bu yaşıma geldim siyasette hiç bu kadar “derin uçurum” görmedim…

Gördüğüm, AKP’NİN; siyasette, politikada, taktik ve oyun planları geliştirmede Bloom Taksonomisinin altı basamağını da mükemmel bir şekilde kullanıyor olduğudur…

İktidarın, uzaydan, öteki evrenden, Çin’den, ABD veya Rusya’dan, Avrupa veya Asya’dan hatta Afrikadan velhasılı kimden, nereden, ne zaman ve nasıl gelirse gelsin kendisine katkı veren, anı kurtaran her türlü “desteği” kabul etmesi,

Hatta az önce “sopaladığını” “ötekileştirdiğini” şimdi kendisine “destek verecekse” dönüp öpmeye başlayacak kadar realist tutum ve davranışlarla iktidarda kalmaya çalışması,

İktidar olarak dün ölümüne savunduğu fikrin tam tersini bugün hiç çekinmeden yine ölümüne savunabilmesi,

Muhalefetin iktidara karşı geliştirdiği mütevazi politik propagandayı, hatta geçmişte bu fikri kendisi savunmuş olsa bile “gayri milli” ilan edip üstüne muhalefetin boynuna “gayrı-milli muhalefet” yaftasını da profesyonelce takabilmesi,

Halkın büyük bir çoğunluğunu da buna inandırması…

Gerçekten takdire şayan bir tutum. 

Gazeteci Emin ÇAPA “fakirden zengine gelir aktarıp” “fakirleşerek büyüyen” Türkiye’yi anlatırken, Gazeteci İbrahim KAHVECİ; “Robin Hood zenginden alıp fakire vererek bir başarı elde etmişti ama dünyada ilk kez “zenginden alıp fakire veren”, aynı anda da fakire kendinisini sevdiren, alkışlatan” iktidarı anlatıyor hergün izliyoruz…

Önemli olan fakirden alıp zengine vermek ve fakirin sevgisini, desteğini ve dahi alkışını almak!

O nedenle diyorum; AK Parti çok ama çok büyük, inanılmaz bir başarı sergiliyor…

1980 öncesi ve sonrasındaki MGK toplantılarının sonuç bildirgelerinde “141-143 ve 169”, “milli bütünlük, milli beka, sağ-sol terör örgütleri” ifadelerini bolca duyarken,“gelir adaleti, seçme ve seçilme hakkı, seçim kanunu, vergide eşitlik ve adalet, insan onuruna yaraşır hakça yaşam” gibi ifadeleri hep kitaplardan okuduk, yaşayan ülkelerde gördük-duyduk… 

Askere gittik vatan borcumuzu, “kümesteki kazlar” olarak vergimizi “çatır çatır” ödedik… 

Ama vatandaş olarak haklarımızı hep gıdım-gıdım, zorlayarak aldık.

1980 ihtilali sonrası dar şekilci bir kalıba sokulmak istenen, Ocak 1994’de başlayan ekonomik krizden bügüne bir türlü belini doğrultamayan, ülkenin zenginliğinden pay alamayan, hep ütülen, hakkı-hukuku çiğnenen, hastane kapılarından çevrilen, okula-suya-elektiriğe ulaşamayan “asabı bozulmuş”büyük halk kitlelerinin partisi 2002 yılında AKP olmuştu…

Fakat iktidarda bu kadar uzun süre kalmanın getirdiği bıkkınlık, iktidarın ajandasında başka başka şeyler olduğu inancı, Atatürk ve devrim kanunlarıyla çelişen tutum ve davranışlar, 3Y’nin 3YE olması…

Bozulan ekonomi, dünyada değişen güçler dengesi,

Gemisinin su aldığına inanarak gemiden inen veya gemiyi terk eden veya gemiden “şutlanan AKP’liler,

İktidardan mutlu olmayan, açlıkla, yoklukla sınanmaktan bıkıp muhalif kanada akan halk kitleleri muhalif kanada “sel” olup taşınırken,

Muhalefetin de gücü artıyor…

“Asabı Bozuk” halk kitleleri “kasırga olup” muhalifet yelkenlerini bir kez daha iktidara ulaştırmak için dolduruyor,

“Asabı Bozuk” halk kitleleri yine “iktidara doğru”koşuyor…

Hepimiz seçimleri bekliyoruz…

Çocukken “bir şeyi kırk kez söylersen mutlaka olur”cümlesini çok duyardım, çocuktum, gençtim umutlarım vardı ve isteklerimi hep “kırk kez” tekrarlardım içimden…

Onun için ilk öğrendiğim bir’den kırk’a kadar saymak oldu…

Ağaç dallarına kurdela bağladık, dilek havuzlarına bozuk paralar attık, gün batımında dilekler tuttuk…

Hep içimizde umut vardı…

Bir gün bana da çıkabilir di…

Demek o zamandan bu zamana böylesi duygular, dilekler bir elma şekeri olmuş avutmuş bizi,

Zamanımızı, oylarımızı, desteğimizi iyi duygularımızı elma şekeri yapıp sunmuşlar bize…

Gençlik bitti, orta yaş bitti-bitmek üzere,

Elma şekeri de bitti, akıl şimdi geldi başa…

Ve görünen elde kalan elma şekerinin “çubuğudur”…

İşte bu bugünlerde en kötüsü,

Göremeden seçimin sonucunu,

Sormadan bunca yılın hesabını seçim sandığında,

Bir muhalifin hayata veda etmesi olsa gerek…

Yüz yüz kuyruğuna gel işin, seçim ufukta görünmüş olsun, oyunu kullanmak için can at…

Hayata veda et…

Sakın ha, “Asabı Bozuk” muhalif kardeş, biliyorum pantoldaki kemerde kalmadı delik ama; ha gayret, sık dişini,

Az kaldı, sıkı sıkı sarıl hayata, yaşama,

Bir oy değiştirecek herşeyi,

Bir oy soracak,

Kaybettiğin umudu, yitip giden ömrünü, kabusa dönen hayatını, yitirdiğin hayallerini, kırılan umutlarını,

Duygularını kullanan siyasetten hesap soracak bir oy…

Bir oy değitirecek geleceği,

En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız…

Ha gayret…

CEVAP VER

Lütfen yorum alanını boş bırakmayın
Lütfen adınızı belirtiniz