Artık Yaşamak İstiyoruz…

0
905
Temiz Siyaset, Temiz Toplum
Ne'olcak Halimiz...

Artık Yaşamak İstiyoruz…

İnsan hayatının en önemli kararı meslek seçimidir.

Hayatını nankör bir iş ile geçirdiğini fark eden, fark ettiği notadan itibaren artık çaresizdir.  Nihayetinde yaptığı işten nefret etse de artık ondan kurtulamaz.

İşinde mutsuz, üretiminde mutsuz, yaşamında mutsuz…

Kendi yeteneği ile uyumlu meslek seçebilenler çok şanslıdır. İnsan severek yaptığı işte en iyisini yapar. Mesleğin icrasından haz aldıkça verimli olur verimli oldukça da haz alır. Bu döngü çığ gibi büyür, büyür, büyür ve başarılı bir iş hayatı, mutlu bir yuva ve mutlu bir hayat olur.

Örnek alınası hayat hikâyeleri ve böylesi yaşanmışlıkların kitapları çoğunlukla mutlu, yaptığından zevk alan, hayatın coşkusunu “içinde” yaşayanlar tarafından yazılmıştır.

Hayatın, hayatının kitabını yazmak…

Kendi hayatımı hayatımın ikinci baharında değerlendiriyorum.

Sosyal bir meslek seçmem gerekirmiş…

Gazeteci olmak…

Yazarların Üstadı, Gazetecilerin Piri Burhan Felek nam-ı diğer “Şeyhül-Muharrirîn Burhan FELEK, gazeteciliği o devirlerdeki haliyle “ip can bazlığına” benzetir.

Şimdiki hali ile çok da farklı değildir. Bugün unutturulmaya çalışılsa da gazetecilik, kamu adına denetim görevi yapan, demokrasinin olmazsa olmazı değil midir?

Burhan Felek gazetecilerin yaptığı işin “ip can bazlığı” gibi büyük hüner gerektiren bir meslek olduğunu belirtir ve “iki direğin arasına bir ip çekmişler. Usta can bazlar oradan geçerler. Diyebilir misiniz ki; bu iki direk arasında bir yol vardır ve işte sen geçtin! Azıcık muvazenesini kaybeden düşer ve yüksekliğine göre fena düşer” der.

Haksız mıdır?

Çok haklıdır.

Ülkemizin bugün geldiği noktada gazeteciliğin önemini iliklerimize kadar hissediyoruz.

Kamu adına denetimin ne kadar önemli olduğunu yaşayarak anlıyoruz.

Denetimsiz kalan kamu gücünün nelere sebep olabileceğini görüyoruz.

Amaç ve etik ilkeleri belirsiz, denetimsiz, hukuken tanımsız ve kamudan beslenen gazeteciliğin aslında “kamuoyu” yaratma faaliyetinden başka bir şey olmadığını çok net olarak görüyoruz.

Nasıl gazeteci olunur? Sorusunun cevabını öyle veya böyle, bir şekilde yaşanmışlıklardan anlamış vaziyetteyiz.

Toplumun iliklerine kadar nüfus eden “etki gazeteciliği” faaliyetlerinden görünen, bilinen ve anlaşılan; tespit edilen bir diğer çıktı da nasıl gazeteci olunmayacağıdır.

Cevabı aranan; “etik ilkeler ve değerlerden sapmadan, şaşmadan “GAZETECİ” olarak nasıl yaşanır” sorusudur.

Bu sorunun cevabına özellikle böylesi günlerde daha da çok ihtiyacımız var.

Ülkemde bugün görünen, medya sektörünün son derece karışık/karmaşık olduğudur.

Gazeteci, akademik kimlik üstüne giydirilmiş gazeteci, psikolojik propaganda faaliyetindeki gazeteci ile, farklı isimlerdeki gazetelerde aynı tonda, manada çıkan manşetler, çok gazeteli, gazetecili ama tek sesli koroların gazetecilik neşriyatı…

Raydan çıkmış tren katarına benziyor maalesef.

Gazetecilik öyle bir silahtır ki…

Bu karmaşık durumdan kurtularak Gazeteciliği ve Medya sektörünü süratle asli işlevine döndürmek ülkem menfaati için kaçınılmazdır.

Nasıl mı?

Keçecizade Fuad Paşa bir kış günü Paris’te Tuilleries Sarayı’nda III. Napolyon ile sohbet ediyormuş. Kar yapacağını yapıyor ve Paris sokakları kar altında.

Atların çektiği ahşap küreklerle temizlenen Paris sokaklarındaki bu manzarayı Fuad Paşa ile birlikte saraydan izleyen III. Napolyon sormuş: “Paşa İstanbul’a da böyle kar yağar mı?” “Yağar” demiş Fuad Paşa… “ Çok yağar mı?” “Bazen çok yağar…” “ Pekiyi siz karları nasıl temizlersiniz.  Bizimki gibi araçlarla mı?” “Hayır” demiş Fuad Paşa. Peki, siz nasıl temizliyorsunuz? Diye sormuş III. Napolyon. Fuad Paşa bizdeki durumu gayet yalın bir şekilde izah etmiş; “Bizde Lodos Paşa diye biri vardır. Şöyle bir gelir birkaç saatte ne kadar kar varsa eritir.”

Gazetecilik mesleğinin ülkemdeki kabul edilemez iş bu hali toplumun kararlılığı ile oluşacak duygudaşlık ve fikirdaşlıkla oluşacak “farkındalık” “Lodos Paşa” olacak ya bu mesleği temizleyecek ya da bu kötülük toplumu zehirleyecek ve temizleyecektir.

Dünyayı istediğimiz kadar tanıyalım, her zaman bir karanlık bir de aydınlık tarafı olacaktır. Bu kertede toplumsal eğitimin önemi, toplumsal ülkü ve hedef birliğinin varlığı, hak hukuk ve adalet kavramlarının toplumda içselleştirilmesi önemle karşımıza çıkıyor.

Tabii bu hedefe ulaşmak için en önemli faktör ülkemdeki siyasetin kalitesi.

Halk için siyaset, toplumsal fayda için siyaseti öne çıkartırken, siyaseti ticaret bezirganlığına çeviren kirli siyasetin etkinliğinin kırılması son derece önemli. Mevcut siyaset fikriyatından ve işleyişinden kurtulmamız lazım.

El birliği ile.

Neyzenin midesini tedavi edeyim derken berbat eden bir doktor için yazdığı şiir edebiyat külliyatımızın şaheserlerinden birisidir.

“Bir hazakat zedeyim, midemi tıp tepti benim
Kırk katır tepse yıkılmazdı bu muhkem bedenim
Kırk katır tepse yıkılmazdı bu muhkem
Kapladı her yanımı sancı, elem, ağrı, bere
Bir mezar oldu vücut, sanki etıbba haşere
Hastane sanarak çok yere girdim çıktım
İbret aldım oralardan da canımdan bıktım.”

Yani demem o ki, ey halkım; denenmiş siyasetten, çıkarcı, tüccar siyasetçilerden, halk için değil de ticaret için siyaset yapanlardan kaçının ve kaçın.

Neyzen, büyük usta, büyük bilge, tekrar hastalanmış tam da hastaneye giderken yolda kendisini tedavi eden o hekime rastlamaz mı?

Hekim hemen Neyzen’e sormuş; “Neyzen iyi olmadın mı? Gel, bir reçete daha yazayım!

Neyzenin ağzında bakla durur mu?

—Beni azad et, hazret! Demiş Neyzen; kendi kendime de ölürüm!

Bizi kandıran, tüccar siyaset ve siyasetçilere toplum olarak artık ortak tavır ve tutum göstermeli ve bu tüccar siyasetçilere; “biz sömürülmek değil artık yaşamak istiyoruz” diye bas bas bağırmalıyız.

CEVAP VER

Lütfen yorum alanını boş bırakmayın
Lütfen adınızı belirtiniz